Rektum Kanseri

Rektum kanserlerinin sıklığı nedir?

Kalın bağırsağın makata (anüs) açılan son 16cm lik bölümüne rektum adı verilir ve bu bölümden kaynaklanan kanserler rektum kanseri adını alır. her biri yaklaşık 4 er cm den ibaret üst, orta ve alt rektum diye üç ayrı bölümü vardır. Kalın bağırsak ve rektum kanseri ABD’de kanserden ölümleri arasında üçüncü sırada yer alır. Rektum kanseri, kalın bağırsak kanserlerinin % 20’sini oluşturur. Bazı çalışmalarda, yaşam boyu rektum kanseri gelişme riski % 6 olarak belirlenmiştir. Rektum kanseri, erkeklerde kadınlara oranla 1.4 kat daha sıktır, 35 yaşından sonra sıklığı artar, 50 yaş sonrasında daha da artar ve 70 yaştan sonra ise en sık görülür.

Rektum kanserinin hangi tipleri vardır?

Rektum kanseri patolojik sınıflamaya göre: % 98 adenokarsinom, % 1.3 lenfoma, % 0.3 sarkom ve % 0.4 karsinoid tümör şeklinde görülür. Adenokanserlerin yaklaşık iyi ve orta derece diferansiye, %5 kadarı kötü diferansiye dir. İlk iki tipinin tedavi yanıtı daha iyidir.

Rektum kanserlerinin belirtileri nelerdir?

Hastalığın başlangıcında hastanın şikayeti yoktur. Hastalık ilerledikce aşağıdaki şikayet ve belirtiler ortaya çıkar;
Makattan kan gelmesi: Rektum kanseri hastalarının % 60’ında bulunur. ancak çok yoğun kanama genelde olmaz. Bunun dışında hastaların % 25’ın dışkıda gizli kan belirlenir. Dışkı ile birlikte mukus (sümükümsü akıntı) olabilir.
Dışkılama alışkanlıklarda değişiklik: Hastaların % 40’ında dışkılama alışkanlıklarda değişiklik ve bazılarında ise dışkı çapında incelme mevcuttur. Büyük abdesti tam olarak boşaltıp rahatlayamama ve hala büyük abdest varmış duygusu yaşama.
Karın ağrısı: Rektum kanseri hastalarının % 20’sinde görülür. Orta şiddette karın ağrısı ve şişkinlik şeklindedir.
İdrar ile ilgili sorunlar: Rektum kanseri hastalarında idrar sorunlarının gözlenmesi sıklıkla tümörün mesane veya prostata yayılması sonucunda ileri dönemlerde görülür.
Demir eksikliği anemisi: Zamanla belirginleşir
İştahsızlık: vakaların % 10’unda görülür.
Kalın bağırsak tıkanıklığı:  Vakaların % 10’unda görülür. 
Kuyruk sokumu kemiğinde ağrı: vakaların % 5’inde ileri evrede sinirlerin tümör tarafından tutulduğu durumlarda görülür.

Kasıkta lenf bezi büyümesi: Hastalığın ileri evresinde gözlenebilir.

Hastalığın yayılımı:

En sık lenf yoluyla olmak üzere, rektum duvarı boyunca, kan yoluyla (Özellikle karaciğere ve sonrasında akciğerlere), karın zarına

yayılma şeklindedir.

Tanı Yöntemleri:

-Parmakla rektal muayene

-Endoskopi + biopsi

-Kan testleri; CEA, CA 19-9

-Radyoloji: Akciğer filmi, tüm karın tomografisi, kolonoskopi yapılamayan hastalara kalın barsak filmi, karın ultrasonu, rektum içinden ultrason yapılması, manyetik rezonans görüntüleme (MRI).

TEDAVİ:

Primer tedavi seçeneği cerrahidir. Cerrahiye yardımci diğer önemli iki metod radyoterapi (şua tedavisi) ve kemoterapi dir.

Cerrahi tedavi: Ameliyat seçiminde en önmeli kriter tümörün rektumun hangi kısmında (üst, orta, alt rektum) yerleşik olduğudur. Rektumun orta ve üst üçte birinde yerleşik kanserlerde hastalıklı barsak kısmının çıkarılıp hastalıksız üst ve alt barsak uçlarının elle yada alet yardımıyla birbirine dikilmesi sonrası barsak devamlılığının sağlanması ve anus (makat) un korunması genellikle mümkündür. Rektumun alt üçte birlik bölümüne yerleşik tümörlerinse bir kısmı bu şekilde ameliyat edilbilirken yaklaşık %35 hasta da anusunda çıkarılması ve kalın barsak ucunun kalıcı olarak karın duvarına ağızlaştırılması (kolostomi) ameliyatı gerekli olmaktadır. Ancak Avusturya Viyana Üniversitesi'nden Profesör Dr. R. Schissel 1994 yılında İngiliz Cerrahi Dergisinde ki bilimsel makalesinde rektum alt ucuna yerleşik tümörü bulunan 38 hastasına uyguladığı 'İntersfinkterik Rektum Rezeksiyonu' isimli ameliyatın tekniğini ve sonuçlarını yayınladı. Bu ameliyat ile klasik yöntemlerle makatın da çıkrılıp kalıcı kolostomiye mahküm edilen hastaların yaklaşık %85 inde barsak doğal yoluna bağlanabilmekte olduğu sonradan Avrupa, Japonya ve bir adet te ülkemizden (Dr.Krand ve Dr. Yaltı) yapılan onlarca uluslararası çalışma ile ispatlandı. Hastaların ameliyat sonrası defekasyon yapma fonksiyonlarıda kabul edilebilir ve sosyal ve çalışma hayatlarını sürdürebilir düzeyde idi. Biz kendi hastalarımız orijinal ameliyatı daha iyi fonksiyon elde edebilmek amacıyla biraz değiştirerek uyguladık. 1997 - 2011 yılları arasında toplam 54 hastada bu ameliyatı gerçekleştirdik.

Radyoterapi (ışın yada şua) tedavisi: Daha önceleri ameliyat sonrası dönemde uygulanmakta iken 1990 lı yılların başından bu yana ameliyat öncesi dönemde tek başına yada kemoterapi ile birlikte uygulanmasının hastalığın bölgesel nüksünü yaklaşık %70 oranında azalttığı ispatlanmıştır. Çok erken evre rektum tümörlü hastalar dışında ameliyat öncesi uygulanmaktadır. Tümörü küçültmek, makat koruyucu ameliyatı yapmaya olanak sağlamak gibi yararlarıda vardır. Kısa ve uzun dönem şeklinde uygulanır. Bitiminden belirli bir süre sonra hasta ameliyat edilir.  

Kemoterapi tedavisi : Ameliyat öncesi ışın tedavi ile birlikte ve ameliyat sonrası tek başına kullanılır. Tanı sırasında özellikle karaciğere yaygın yayılım olan hastalarda ise birinci basamak tedavi olarak ameliyattan önce uygulanır.